| » Ana Sayfaya Geri Dön |
"Düşlüyorum, öyleyse varım!"
|
| Tüm dünyada ses getiren ve pek çok ülkede olduğu gibi Türkiye'de de 'bestseller' olan "Tanrılar Okulu" kitabının yazarı, ekonomist ve sosyolog Profesör Stefano E. D'Anna, ITD ofisini ziyaret etti ve kitaplarını imzaladı. |
Profesör D'Anna'yla hayata dair keyifli bir sohbet gerçekleştirdik... |
|
Çocukluğumuzdan bu yana ormanların tek hakiminin ve kralının aslan olduğunu biliriz. Sizce yaşadığımız hayatın hakimi ya da kralı kimdir?
Aslında, vermiş olduğunuz aslan örneği çok güzel ve Tanrılar Okulu'nun temel ilkelerinden birine götürüyor bizi. Sizce aslan neden bu kadar güçlü ve hiç düşmanı yok? Doğada onun gücüne sahip başka bir canlıya rastlayamazsınız. Haftada bir yemek yer, asla hamile bir ava saldırmaz ya da onu öldürmez. Son derece aklı başında bir canlıdır. İşte ona gücünü veren de sahip olduğu bu üstün ahlaki değerlerdir. İnsan hayatına da baktığımızda; kimse kontrol edemeyeceği ya da sorumluluğunun üzerinde bir güce sahip değildir. Ancak sorumlusu olduğun kadarına sahip olabilirsin. Bazen daha güçlü olmak ve daha fazla kaynağa sahip olmak isteriz, fakat gerçekte sadece ve sadece sorumluluğumuz oranında güce ve kaynağa sahip olabiliriz. |
 |
|
Yani eğer sorumluluk alanımızı genişletirsek, dünya bize daha fazla kaynak ve daha fazla güç sağlayacaktır. Sınırlı sayıda kaynağınız varsa, daha fazlası için mücadele etmeniz gerekir. Aslında, yetersiz olan kaynaklar değil, bizleriz. Daha fazlası için, bizim de kendimizi aşmamız gerekiyor. Dünya kendisini, senin sorumluluk düzeyine göre biçimlendirir.
Bir kişinin nefesinin derinliği, bulunduğu sorumluluk derecesine karşılık gelir ve yapabilecekleriyle, sahip olabilecekleri herşeyi belirler. Dünya tüm isteklerinin cevabı olup, istek ve cevap arasındaki mesafeyi belirleyen şey senin sorumluluk düzeyindir. Sorumluluk düzeyin ne kadar yüksek ise bu mesafe de o kadar kısalacaktır. Hiç kimsenin kendinden büyük bir amacı olamaz. Sıradan bir insan küçük bir apartman dairesine sahip olmayı düşlerken, bir başkası sahilde bir villa düşleyebilir, ama Versailles Sarayı'nı ancak bir kral düşleyebilir. |
Dreamer kimdir? Gerçekliğimizi değiştirecek bir kahraman mı?
Kahraman, korkusuz ya da içsel ölümü olmayan adamdır. Kahraman sözcüğü- hero; eros, amore, a-mors'dan gelir ve hepsi ölümsüzlük demektir. Başka bir deyişle; kahraman, ölüme inanmayan kişidir. Kahraman, seven kişidir ve sevmek ölümsüzlük demektir. Bizim ölüme inanmayan insanlara ihtiyacımız var, çünkü ölüme inanmamak aynı zamanda "sınırlara inanmamak" anlamına gelir. Sınırlara inanmadığınız anda, sınırsız kaynakları kendinize çekersiniz. Bunun için dünyada okullar, üniversiteler yok. Okullarımızı ve organizasyonlarımızı "sınırsız düşünenler", kahramanlar yetiştiren yerlere dönüştürmeliyiz. Biraz derine inip, kendi hayallerinize bakarsanız, sınırlar ve dar düşünce kalıplarıyla karşılaşırsınız. Hayat bize tam olarak ne hayal ediyorsak, onu verir. Aslında hayat, nasıl hayal ediyorsak, öyledir, fakat insanlar bunu kabul etmek istemez. Örneğin; bazen hasta, bazen yoksul, bazen başarısız olmayı hayal ederiz, fakat bizler bunun hayal olduğunun ya da bu hayallerin farkında değilizdir. Kendimizi ve hayatı, dünyayı tanımaya zaman ayırmıyoruz, bu nedenle de kendimizi ve hayatı tanımıyoruz.
|
Dünya, senin onu düşlediğin gibidir; o bir aynadır. Dışarıda kendi dünyanı bulursun, yarattığın, düşlediğin dünyayı. Dışarda kendimizi bulmamız gerekir. Diğerlerinin, insanın içinde taşıdığı yalanın, uzlaşmanın, cehaletinin yansıyan görüntüleri olduğunu keşfedebilirsiniz.
Bir kişinin gücü, kendine sahip olmasında ve aynı zamanda kendisine teslim olmasında yatar. İnsanlar birçok düşmanının olduğunu düşünür, ama gerçekte tek bir düşmanımız vardır: Kendimiz. Bunun farkına vardığımız anda, hayatımıza doğru bir şekilde yön verebiliriz. |
|

|
Düşle, düşle, düşle... Asla düşlemekten vazgeçme. Gerçeklik arkasından gelecektir.
Bize has, eşsiz ve belirleyici özelliğimiz düşünmek değil düşlemektir. Bu bağlamda, Descartes'ın 'Cogito ergo sum' (Düşünüyorum, öyleyse varım) deyişini 'Somnio ergo sum' (Düşlüyorum, öyleyse varım) şekline dönüştürmek tam yerinde olacaktır. Ben düşümün kendisiyim. Düşlemek, zamandan bağımsızlığın tecrübe edileceği yegâne olasılıktır. Düşlemek yalnızca zamanın yokluğunda gerçekleşebilir.
Gelecek için sürekli hayaller kurarız, fakat bu hayallerde uyum, başarı, sınırsız kaynaklar, güzel bir hayat, barış yoktur. Bunları içimizde barındırmıyoruz. Hayatlarımızı değiştirmek istiyorsak, öncelikle düşlerimizi değiştirmemiz gerekiyor. |
İş hayatına baktığımızda; organizasyonlar da "düşleyen"dir, çünkü birilerinin düşleri sonucunda hayat bulmuştur ve düşlemeye devam ederse, bu organizasyon ayakta kalmaya devam edecektir. Burayı düşlemiş olan kahramanın ya da liderin performansı düştüğünde, hastalandığında, organizasyon da bir düşüş yaşar.
Şunu söylemek isterim ki içinde ölümü ve limitleri barındarmayan kahramanları çok parlak bir gelecek bekliyor. Gerçekliğimizi değiştirmek istiyorsak, bunu ancak varoluşumuzu yükselterek yapabiliriz. Tıpkı bir kurumun, ülkenin veya tüm bir uygarlığın olduğu gibi, bir kişinin kaderi ve ekonomisi de kendi varoluş durumlarının, kendi görüşlerinin bir yansımasıdır. Bakış açısı genişleyen bir kişinin, kendi gerçeği de o denli zenginleşir.
Kendi gerçeğinizi değiştirmek istiyorsanız, bestelediğiniz müziği değiştirin ve kendinizi 'düşünüzün' genişletilmesine adayın. Düş var olan en gerçek şeydir. Gerçeği yaratan düştür. Ve bizleri, 'oluş'un bu sımsıkı mahkûmiyetinden, bedenlerimizin ızdırabı haline gelen kendi ezgimizin tekdüzeliğinden, korku dolu hislerimizden ve şüpheli zihnimizden kurtaracak olan ancak düştür. |
|
Şu an dünyanın içinde olduğu krizi nasıl tanımlıyorsunuz?
Dünyanın içinde bulunduğu krizin, finansal ya da ekonomik temelli olmadığı görüşündeyim. Ekonomik ya da finansal problemler neden olamazlar. Onlar sadece sonuç olarak nitelendirilebilirler. Şu an yüzleşmekte olduğumuz, ahlaki donanıma sahip kusursuz liderlerin yokluğundan kaynaklanan bir değerler krizidir. En iddialı projeleri gölgeleyen başlıca engel; finansal ya da maddi kaynakların yetersizliği değil, bir amaç uğruna hizmet etmenin bilinciyle işine yaklaşan, kendini o işe adamış, yetenekli, dürüst ve verimli, kısaca bütünlük sahibi insanların yokluğu, seven ve düşleyen, endişe ve korkularından arınmış, cesur fikirler tasarlayabilen ve yaşamlarını tüm güçleri ile kendi gerçekliklerini yaşamaya adamış bireylerin eksikliğidir.
Sizce lider kimdir ya da liderlik nedir?
Kendimizi tanırsak, kim olduğumuzu ve düşlerimizi bilirsek, lider olabiliriz. Kendini sevmek bir irade işidir, kendini tanımak demektir. Öncelikle, yaşamımızın lideri olmamız gerekiyor. Bir insanın sadece hayatına yön verebilmesi bile, başlı başına büyük bir başarıdır. Hayatına yön verebilmek, hayatının lideri olmak, güzel bir hayata sahip olmak, yaratıcı ve üretken olmak demektir. Hayatınıza liderlik etmek aynı zamanda duygularınızı da kontrol etmenizi sağlar. Bu, okullarda öğretilen bir şey değildir. Liderlikte, duyguların kontrolü en önemli disiplindir. Kendisini yönetemeyn kişi, başkalarını yönetemez. Bir lider her şeyden önce bir oluş yöneticisidir. O, kendisindeki olumsuzlukları nasıl tanıyacağını ve onları nasıl çembere alıp kısıtlayacağını bilir. Tüm savaşları kazanmak için önce kendisini yenmesi" gerektiğini bilir. Kişinin kendisini yenmesi, olumsuz duygularımızın bizi yönetmesine ve etki altına almasına kesinlikle izin vermemek demektir. Kendini yenmek, dünyaya bağımlı olmamak, yaratıcı olmak ve dolayısıyla da dünyanın efendisi olmak demektir. Kişi, içine sızmaya çalışan en küçük bir olumsuzluk ifadesine bile geçit vermemek, içindeki alçalmaya veya hüzün kırıntısına, ne kadar önemsiz olursa olsun, engel olmalıdır. Lider, tek başınadır. Kendisini, ıssızlık halinde, içeriden yapılandırır. Düşünce yapısını genişletmek, büyük, cesur fikirlere ve tasavvur ötesi çözümlere davet çıkarmak için, kendisi ile baş başa, dinginlik ve sükûnet içinde sonsuzluktan bir parça yakalayabilir. Orada, 'mevcut duruma', ortak fikirlere ve diğerlerinin inançlarına her zaman ters düşen kararlarını alacak gücü bulur. Kararlılığı, bütünlüğünden, her şeyin kendisine bağlı olduğuna ve sadece kendisine bel bağlayabileceğine olan inancından kaynaklanır.
Dünyanın en büyük finans ve sanayi devlerinin arkasında ve kazanılan her başarının altında, daima tek bir bireyin ve onun düşü vardır. Programlar ve planlar, bir liderin ruhsal hızının son derece yavaş ilerleyen katı araçlarıdır. Gerçek bir lider de başkalarının yaptığı gibi planlar ve progrmlar yapar, ama onlara inanmaz. Onun planlaması görünmez bir tiyatronun senaryosundaki karakterlere ve onların rollerine ayak uydurmaya benzer bir eğilimdedir. Karar verme gerekliliği olan noktada altıncı his olan sezgi ve yedinci his olan 'düş' bulunur, gerçekte ise ortada karar verilecek bir durum yoktur. Bir lider bütün rolleri mükemmel bir şekilde nasıl oynayacağını bilmelidir. Vurdumduymazlık, cahillik ve hatta rolü gerektirirse olumsuzluğu bile oynayabilir, ama role inanmak zorunda değildir. Bilinçli olarak rol yapmak, yalancılık demek değildir. Rol yapmak, stratejik yaşamak demektir. Stratejik yaşamak ise koşulların gerektirdiği şekilde bilerek ve kusursuzca eylemde bulunan bir savaşçıya göre bir iştir. Dışarıda rolün gereksinimine yanıt verirken, içinde bu maskenin arkasına gizlenen güce ve sorumluluğa sahip çıkar. Sadece stratejik yaşayanlar bunun üstesinden gelebilir.
Tanımlamalarınızda çok güçlü metaforlar kullanıyorsunuz. Şimdi sizinle bir tür kelime oyunu oynayalım. Bu kelimeleri nasıl tanımlarsınız?
Dünya: Kendi düşlerimizin ya da kabuslarımızın hayata geçirilmesidir.
"Dünya bir cennet de olabilir, cehennem de. Hangisini seçip, nerede yaşayacağın sana bağlı."
Hayat: Düş. Hayatımız, onu düşlediğimiz gibidir.
Düş: Gerçeklik. Var olan en gerçek şeydir. Zamanın olmadığı gerçekliktir. Görülen ve dokunulan herşeyin gerçek nedenidir.
"Kendini çelikten bir halata 'düş'e bağla ve hiç kimsenin, hiçbir şeyin seni ondan ayırmasına izin verme. 'Düş'ten yoksun bir adam, evrende kaybolmuş bir kırıntıdan farksızdır."
Gerçeklik: Düş.
Düş + Zaman = Gerçeklik
Düşle gerçeklik arasında ne bir mesafe, ne de bir ayrım vardır. Bir kişi her ne düşlerse, artık o gerçek olmuştur. Sadece, görünür hale gelmesi biraz zaman alır. Düş, zamanın içinde kendini belli eder. Her gerçekliğin altında bir düş ve her düşün ardında da beden vardır.
Kabus: Düşlemeyi bilmeyenlerin aktivitesi.
Korku: Çürümüş sevgidir.
Başından beri yaşam damarlarında dolaşan bir uyuşturucudur. İnsanın düşündüğünün aksine, önce korkunun kendisi gelir, sonra korkulacak şeyleri seçeriz. Bir kişi her neden korkuyorsa, yolda önüne çıkacak olaylarda, o korkusu birebir gerçekleşerek kendini gösterecektir. Korkusuzluk, savaşçı olmanın, kahraman olmanın koşuludur; bir 'dreamer'ın (düşleyenin) içinde bulunduğu durumdur.
Zaman: Düş öldürücü.
Düşleme zamansızlıktır. Düşlemeyi bırakmak istediğinizde, dakik olmanız gerekir. Düşlemek istediğinizde, zamanın dışında kalmalısınız. Zaman ne düşleyip, ne düşlemeyeceğimize karar veren bir filtredir. Zaman, sihirli bir boya gibidir, insan gözünde görünmez olan şeyleri bir anda görünür kılar. Sadece Amerikalılar için zaman para anlamına gelir.:)
Ölüm: Elverişsizlik, güçlük.
Savaş: Ekonomi
Barış: Bir imge, yanılsama, aslında olmayan bir şey.
Sadece düşleyen kişi barış içinde olabilir. Barış içinde yaşayabilmek hazırlık gerektirir, bizlBarış tek kişiliktir, Birden fazla kişi arasında barış sağlanamaz. Siz barış içinde olabilirsiniz, ama bunu asla kimseye söylemeyin.:)
Sevgi: Ölümsüzlük.
Amore, A-mors, yani ölümün yokluğu demektir. Ölümsüzlük, sunduğu sonsuz imkanlarla sınırsız bir yaşam demektir. Ölümü hayatımızdan uzaklaştırabilmişsek, seviyoruz demektir. Sevgisizsek eğer, yaşlanırız, hastalanırız ve ölürüz.
|
Profesör Stefano D'Anna, ekonomist, sosyolog ve girişimci kimliklerinin yanısıra derin görüşlü bir işadamı ve eğitmendir. Çok sayıda şirket ve uluslararası danışmanlık firmalarının kurucusu olan, uzun yıllar çok uluslu ortaklıklarda üst düzey yönetici görevini üstlenmiş olan Prof. D'Anna, 1986 yılından beri kurucusu olduğu ve bugün Londra, New York, Madrid, Roma, Milano ve Floransa şehirlerine yayılmış European School of Economics (ESE)'in yönetim kurulunda hizmet vermekle beraber, 1994 yılından bu yana tüm bu şehirlerdeki ESE okullarının rektörlüğünü yapmaktadır.
Birçok uluslararası konferansa konuşmacı olarak katılan Prof. Stefano D'Anna'nın "Bütünlük" (Integrity) ve "Zamandan Bağımsız Liderlik" (Timeless Leadership) seminerleri tüm dünyadan birçok girişimci, şirket yöneticisi ve liderin katılımı ile başarı ve büyük bir ilgiyle halen devam etmektedir. |
 |
"Berlusconi Konserde" (Berlusconi in Concert), "Bireysel Devrim" (The Individual Revolution) ve uluslararası Bestseller olan "Tanrılar Okulu" (The School for Gods) kitaplarının yazarı olan Prof. D'Anna'nın aynı zamanda ESE öğrencileri için kaleme aldığı makalelerden oluşan "Lessons of Sociology" (Sosyoloji Dersleri) ve "Entrepreneurial Psychology" (Girişimcilik Psikolojisi) adlı ders kitapları da bulunmaktadır.
ESE'nin geleceğin aydınlık bileşenleri üzerine kurulmuş tamamen yeni ve ilerici eğitim felsefesi Avrupa ve dünya akademik panoramasını derin bir dönüşüme uğratmıştır. Okul'un bu eşsiz felsefesi içerisinde, Anglosakson akademik disiplini ve çok kültürlülüğü ile sağlam Amerikan uygulamacılığını; Italyan stili, estetik anlayışı, güzellik ve mükemmellik arayışına adanmış olağanüstü bir medeniyetin kültürel mirası ile ustalıkla harmanlamaktadır.
Bölünmez, çok merkezli Okul anlayışını hayata geçiren, sınırları kaldırarak kıtaları birleştiren European School of Economics, öğrencilerinin seyahat edebileceği, eğitim alabileceği ve dünyadaki büyük organizasyonlarda idari sorumluluk yüklenerek iş olanakları sağlayan sınırsız bir akademik evren sunar.
Okul'un görevi ise, "ezeli muhalif olarak bilinen ekonomi ile etiğin, düşünce ile eylemin ve finansal güç ile sevginin uyumunu sağlayabilecek liderlerden, evrensel iletişimcilerden, ekonomist ve girişimcilerden oluşan yeni liderler neslini yaratmaktır." |
|
|
|